20 Eylül 2016 Salı

YÂNİ



“Hangi şiirini en çok?” diye sordurtuyorum içimden sana. “En çok mu bilmiyorum, Sera Oteli belki” diyerek yanıtlıyorum yine içimden. “Ya sen?” çengeli içimden’in de içinde kalıyor. Sormuyorum. Penceresiz. “Yani bir avucumuz hep öteki avucumuzda.”


3 Eylül 2016 Cumartesi

(G)ÜÇ EYLÜL: BABA VE KIZI



Bazı babalar, rüyalara sık gelmez. Bazı sonbaharlar, bazı babaların son sigarasını bastırdığı sarı bir kültablasıdır. Yanıktır.


1 Eylül 2016 Perşembe

TANRIM BİZE BİR KANDIRAK

Franciszek Starowieyski



Zaman ve kurallar; birbirinden doğma, birbirini çürüten ve hep yeniden doğan, birbirini yansıtan ve ancak böylece görünür olabilen, imgelerden ve karşı imgelerden örülü, zamandan gittikçe kopan bir zincir; bu ikisi, ortak ezgilerinin son perdelenişinde ruhun zaman-ötesi uzamını yansıtırlar, ve simgeselin ötesine geçilebilmesi, simgenin kendi kendisinin ilk-imgesine dönüşebilmesi her ne kadar olanaksızsa da, imge gerçekliği yine de ruhun bir parçası, barınağı ve zamandışı şimdiki zamanı olup çıkar.

(Hermann Broch,Vergilius’un Dönüşü)


Bir çırpıda taşları ekmeğe çevirdiğini söylemişti. Karnım guruldayarak el çırpmış; sonra da peşinden gitmiştim. Oysa işin matematiği basitti. Taşları bir çırpıda ekmeğe çevirenler, ekmeği de bir hamlede taşa döndürebilirdi. Zaten öyle de yaptı. Ekmeğim taş oldu. Basit bir hokuspokustan umulan budur dedim kendime; aslında şeyler bir bakıma neyse oydular. Taşlar taş, ekmekler ekmek. Ağzına götürdüğünde seni ağlatan ekmek taştır. Eğer haddimi bilseydim, bu hokuspokusla şişirilmiş üfürükten tayyareliğe kaptırmasaydım kendimi, emeğin doğasına itimad edip bekleseydim, nihayet taşların ufalanıp buğday başağını besleyen cevherinin varlığını sezebilirdim. Bahtın tuzak sözcük ikilisiydi galiba “bir çırpıda”.

Ardıma baktığımda evimin yıkılıp duvarlarına dizilmiş taşların taze ekmek hamuruna dönüştüğünü görüyorum. Bugüne kadar; dört koca yıl boyunca içine sığındığım evi lokma lokma, oburca yediğimi. Evimi var eden başka nelerse, onları da: Korku duymadan bir gece olsun geçirebilmek gibi, duvarlara “İlk Adımlar” adlı resmi asmak gibi, bir adı taşımanın yorgunluğunu dindirmek gibi. Evimde değilim artık, yok bir evim. Ev bana yerleşti tüm ağırlığınca, ben evin eviyim. Kıpırdayamıyorum. Gerçek ekmek tadını da unutmuşum üstelik.


Bir çiçek dürbününden dünyaya bakmak güzel geliyor başlangıçta. Göz alıcı! Ama eğer gözü çiçek dürbününden alamazsan adına ebedi yanılsama denen ince kıymıkla bakmaya başlıyorsun dünyaya. Ki o ince kıymığın inceliği de bu yanılsamanın bir parçası olabiliyor bazan ve çıkarmak için taşmış foseptiğe benzeyen gözü bir vidanjöre terk etmeye razı oluyorsun. Yalanlar istedik, söylendi. İncindik mi? Önemi yok. Biz buna şimdilik yalan dünya diyeceğiz. 


26 Ağustos 2016 Cuma

GÖLGE ETTİM




Odalara, merdiven altlarına, kapı aralıklarına, çıkmaz sokaklara, büyük caddelerle kesişen sokaklara,  boş arsalara, cüruf çukurlarına, hafriyat yığınlarına, yamaçlara, su birikintilerine, kafeslere, zerzavat kasalarına, hurda yığınlarına, üç tanesi bi’ lira defolu çorap panayırlarına, işporta tezgahlarına, müze bahçelerine, delikağızlarına, dehlizlere, kör pencerelere, tarazlı halılara, güneşlenen yaşlı kadınsırtlarına, yeni sulanmış taşlıklara, kurumuş taşlıklara, üzerini toprak örtmüş taşlıklara, her yanını ot bürümüş taşlıklara, çatlaklara, yarıklara, gediklere, oyuklara, beyaz duvarlara, fildişi duvarlara, gri duvarlara, kirli ve temiz duvarlara gölge ettim.

Işık tüccarlarından, aydınlık vaadlerden kime hayır geldi ki! 



23 Ağustos 2016 Salı

BÜYÜKBABAM FIRINCIDA YÜK EŞEĞİYDİ



Sırtlarda belki artık semer benzeri düzenekler görmüyoruz. Daha incelikli ve saklı düzenekleri var belki köle sahiplerinin ve fırıncıların. Belki nesiller değişti, taşıdıkları şeyler değişti ama sanırım "taşıma"  sürüyor. Missisippi'de bir efendi (elbette beyaz) ve bir köleyi (elbette siyah) gösteren yukarıdaki bu fotografı gördüğümde aklıma gelen Galeano'nun öyküsünden şu bölüm oldu:


Farklı meslekler icra ediyor olabiliriz. Yine de bazan bana bir kenarından dededen kalma işe koşuluyoruz gibi gelir. Hepimize ekmek gerek ve dünyanın yeni fırıncıları da insan değil, eşek istiyor çünkü.


21 Ağustos 2016 Pazar

NEXUS



“Şimdi Nela ve El Negro Viña sırt sırta vermiş oturuyorlar. Biri gidecek olursa, öbürü düşüyor.”


6 Ağustos 2016 Cumartesi

LOREM IPSUM



Bugündü. Geçen yıl. Horozumu mendirek sanılıyordu bir eski uzay enstantane kısaca. Belki üstünkörü sicim kasıklarında faaliyet köstebeğin oruç kıvamı ister istemez. Duşkabini kanlı kaplama vurulunca arkası dikişli tekme-tokat mor kabuksuz trajedi muhteviyatında bırak lambalar unutkan. Kırılınca plan şişkin kabarcık yerleri ıslak mendil gideceksindir bir kitaplık yara bavul yere dayalı.


Takvim. Olsun. Kaba bira şişeleri ıska hafızasında derin çakıl taşlarına aslında. Biliyorum, o gün; ruhun ambalajlı yırtık sahnesine bilet ucuz kondurulmuş. Sonradan ek yerleri fermuar ve turuncu sırtında bok içinde yelkovan kirpi karşılığında. Silinmezdi. Ağlamak zift terbiyesi bulut dürbünüyle nokta kıyasla pörsümüş hafıza.